Şahin Çetin kaleminden: Yeni Biçilmiş Hayat

GÜNCEL 6 Nisan 2020 18:18
Videoyu Aç Şahin Çetin kaleminden: Yeni Biçilmiş Hayat
A
a

2019 yılının sonlarında Çinin Wuhan şehrinde meydana gelen az bir süre içinde tüm dünyaya yayılan bu virüs, mevcut tüm gündemlerin üstünde en üst perdeden bir tehdit olarak tam anlamıyla insanlığı esir aldı.

Korona adı verilen bu virüs, tüm dünyada alışkanlıkları değiştirdi. Devletlerin sosyo-ekonomik politikalarında önemli değişimlere yol açtı. İslam’ın şiddetle tavsiye ettiği, temizlik, temiz ve sağlıklı beslenme gibi alışkanlıkların tüm dünyada gündeme gelmesine ve hatırlanmasına vesile oldu.
    
Korona 19 virüsü ile dünya, yeni bir hastalık şekliyle tanıştı. Bu virüs, adeta insanlara yeni bir yaşam sunuyordu. Daha doğru bir ifadeyle; beşeri; zorunlu bir çıkmaza sürüklüyordu. Bu yeni zorunlu yaşam; dijital çağ, terbiye edilmiş devlet-devletler çağı ya da yeni düzen gibi isimler silsilesi oluşturulabilir. 
Bu virüs, ortaya çıkarttığı sonuçlar itibariyle; tüm dünyaya panik, dengesizlik, geçimsizlik, evham korku karamsarlık duygularla birlikte, insanlara yeni ilişki biçimi, Dini, eskisi gibi yaşama-yaşayamama, İnsanı bireyselleştirme ve insanı insandan yalıtmanın yanında insanları maddi yönüyle, düşünme yönüyle, ümit yönüyle, inanç yönüyle çoraklaştırıyor.

Bu tehditle birlikte, henüz ciddi yazılar yazılmamış ve bilim insanları net bir ifade söylememiştir; fakat etkileri itibariyle, bu illet salt bir hastalık aşı-ilaç gibi basite indirgeyip bu minvalde okumak yanlış olacağının kanaatindeyim bu hastalık bu terimleri çoktan aştığını müşahede ediyoruz. Bu tehditte; politik, ekonomik, sosyo-kültürel ve değerler bağlamında baktığımızda toplumu yeni bir dizayn deneme şekliyle önümüze çıktığını görüyoruz. Bu tehdit, biyolojik sağlık savaşları’’(biyolojik savaşlar)’’ yerine devletleri terbiye etme, ekonomik kriz çıkarma, beşeriyetin yaşama biçimini değiştirme, daha yeni yeni alıştığımız dijital bir hayata sürükleme, yeni formlara koyma, zorluyor.

Global dünya ile birlikte sınırlar ortadan kalkmıştı, bu virüs, global sınırların daha da küçülttüğünü gördük. Bu tehditle birlikte beklide gezegenimiz, yukarda biraz değindiğimiz sürece girdi. İlerleyen zamanlarda bu süreç, tarih kitapları virüsten önce(v.ö) ve virüsten sonra (v.s) literatüre ekleyecektir. Bu süreç insanoğlunu tahmin dahi edemeyeceği bir yola koyuyor.

Bu tehditle ilgili çok teori, spekülasyon söylenebilir. Halihazırda, insanların fikir birliğine varamadığı uzlaşı sağlamadığı bu illet, beşer menşeilimi yoksa kendiliğinden ortaya çıkmış doğal süreç içerisinde mutasyona uğramış bir tür virüs mü; yaptığım okumlar, sonuçları itibariyle düşündüğümde; süregelen normal bir hastalık olmadığı kanaatine varmış bulunmaktayım. Bu minvalde bu düşünceme benzer düşüncesini daha önce dile getire Microsoft’un kurucusu Bill Gates ‘’ Yaklaşan Bir hastalık altı ay içinde 30 milyon kişiyi öldürebilir’’ ayni fikri taşıyan The Economist Dergisinin Kapağında ‘’her şey kontrolümüz altında ve biz kontrol ederiz’’ kapaktaki sloganlarına baktığımızda açık bir şekilde müşahede ediyoruz. Bu virüs tehdit ettiği kişiler itibariyle; bünyesi zayıf, herhangi bir kronik rahatsızlığı olan özellikle halk tabiriyle yaş almış (yaşlı) olan hastalara etkileri ciddi boyuta vardığını görüyoruz, bu hasatlıkla birlikte yeni bir yaşama koyulmakla; beşeri, tarihinden, örfünden, kültüründen, koparmayı hedeflediklerini seziyoruz. 

Bu açıdan baktığımızda küresel çerçevede insanoğlunun adına korona dediğimiz bir salgınla karşı karşıya gelmiştir. Haberlerden sağda solda olayın üç aşağısı, beş yukarısı bilimsel bağlamda nasıl ortaya çıktığını biliyoruz, asıl önemli olan ve üzerinde çokça tespitler yapmamız gereken yönü niçin ortaya çıktığı tahlilleri yapmaktır, şimdi tam anlamıyla buna cevap bulmak biraz zor olsa gerek çünkü zihinlerimiz aşırı karışık.

Geçmişe baktığımızda bir virüs dünyadaki tüm mabetleri, boşaltıyor ve herkese mesajını da veriyor. İnsanoğluyla yaşıt olan dini mekânlar-mabetler ilk defa sadece ruhani lider tarafından (küçük bir grup)  ayinler yapılmıştır, bu ciddiyeti daha iyi kavramak için tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de diğer kurumlar gibi eskide eğitim-öğretim olan süreç, şimdi (tanımını değiştirmek daha doğru olacak) öğretim boyutuna evrildi ve öğretim programımız dijital dünyaya entegre edildi. Eskiden beri kullanageldiğimiz yüz yüze eğitim, usta çırak ilişkisi yerini; duygulardan arındırılmış elektronik, örgün salt bir öğretime bırakmıştır. Dönüşümü sadece öğretim alanında görmek beyhudedir, bu değişimi birçok alanda müzakere edebiliriz; kozmetik  gibi dünyada birçok müşterisi olan uluslararası şirketler zarara giderken ‘’ her kriz kendi fırsatını doğurur’’ mantığıyla bazı sektörlerde yükselişe geçmiştir bu sektörlere baktığımızda dijital elektronik satışı yapanlar, internet bayileri ve sağlık alanına yatırımları görmekteyiz ayrıca bilgisayar internet gibi dijital dünya ürünleri zorunlu ürün olarak soframızda(!) yerini almıştır.

Teknoloji çağı ile birlikte en büyük zedelenmeyi alan aile mevhumu; ebeveyn çocuk ilişkileri komşuluk ilişkileri bu yeni dijital çağda, çok kısa süreliğine ebeveynler dışarıya çıkamama zorunlu evde kalma; ‘’Hayat eve Sığar, Evde Kal’’ sloganlarıyla ebeveynler ailelerine zaman ayırma, birlikte zaman geçirme evresine geçmiştir. Asıl önemli olan durum; bu zaman geçirme; hayatı eve sığdırma böle devam mı edecek yoksa bireyselleşmeler kişileri izole etme farklı boyutlara mı varacak, insanlar robotlaşacak yada robotlarla mı daha çok vakit geçirecek (şuan Çin’de robotlar oranı fazla olan Çin lokantaları aktif hizmet verip çalışmaktadırlar) ilerleyen anlarda varılan süreci daha iyi okuyacağız.

Bu okumaları yaptıktan sonra bu değişimin dönüşümün tehdittin, sosyolojik yönüne değindikten sonra; psikolojik temasına değinmeden geçmeyeceğim. Bu süreç; beşeri, ciddi endişelere sevk ettiğini, insanlara aczi yet rolünü biçtiğini ve kaygılı hastalıklı, aile bireylerinden ve değerlerinden uzak herkesi hasta olabilirliği yüksek kendisinden dahi izole edilmiş, paranoyak ciddi çıkmazlara ve korkulara yöneldiğini ve bilinçli bir panik havası estiğini hep beraber gözlemliyoruz. Başta medya olmak üzere, tüm iletişim araçları, devlet otoritesi, halka resmi bir panik yaşattığı bu da bir gerçektir ki, bireyler toplumlar sistemler devletler ciddi tehdit altındayken panik yaşarken, sağlıklı düşünemedikleri gibi, doğru kararlarda alamamaktadırlar. Toplum olarak bu olumsuz fiilin durumun ortadan kalkması için her şey yapacağımız kesindir. Toplum olarak neye uğradığımızı tam çözememekle sudan çıkmış balığa dönüşümüzde, itirafımdır. Bunu net anlaşılması için medikal ürünlerin piyasada çok az ve fahiş fiyatlara satılması, kolonya sıvı sabun gibi temel ihtiyaçların bulmakta zorlandığımız bu gerçeği gözler önüne sermektedir. İlerleyen zamanlarda gıda ve diğer ürünlere stoklamaya umarım gidilmeyeceği temennisiyle hangi sürece evirileceğini tam anlamıyla kestirmek zor görünüyor.

Bu zorlu sürecin komplo teorileri, bilim insanlarının düşünceleri ve bilge sosyologların düşüncelerini dile getirdikten sonra dini boyutunda bir parantez açmak isterim.

‘’insanların, kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde bozulma/fesad ortaya çıkmıştır. Umulur ki, dönerler diye(Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır’’(30/Rum41) Şurası kesindir ki Allah kimseye zerre kadar zulmetmez, Ne var ki insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar. (Yunus 44)  toplumun mütedeyyin kesimleriyle yaptığım konuşmalar ve görüşmeler sonucunda toplumun bu kesimi ekseriyetle bu fikir etrafında görüş birliğine vardıklarını gördüm. Dünya varolduğu günden beri, Hak –Batıl çekişmesi devam etmektedir bu mücadelenin sembolik isimleri Kabil-Habil kabul edilmektedir. Allah insanları uyarmak yaptıkları zulümlerini düşünmek ve hatalarını fark etmeleri için fırsatlar ikazlar vermektedir. Bu gerçektir ki insan en çok durduğunda oturduğunda sakin kafayla düşünmektedir.

Doğru ve yanlışı gerçek anlamda ayırırken, hengamede acelede olduğu an, değil, durup düşündüğünde fark eder, bu gerçekliğiyle eski uygarlık kavimlere de zaman zaman uyarıların yapıldığını kitaplarda okumaktayız. Başta Yakınımızda Ortadoğu savaşları ve dünyanın gözü içinde hala zihinlerimizde tazeliğini koruyan canlı canlı boğulan mülteciler, Afrika, Arakan, Türkistan gibi birçok ülkede yapılan insan dışı zulümlere bir ikaz, insanlığı fıtratları bozduğu ve kendilerinden uzaklaştığı bu zamanlarda tekrar kendini bulması ve çevreyi doğayı doğal yönüne evirmesi için bir uyarı olarakta gören insanlarda mevcuttur.


Kaynakça:
The Economist Dergisi
https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMp2003762
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-soysal/kaotik-gunler-4144365
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/427943
https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR

 
Kaynak : Şahin Çetin

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Güroymak'ın Güncel ve Tarafsız Haber Sitesi